T�rkiye

 

-Bisikleti ne güzel sürüyorsun!

-Yarışçılardan öğrendim.

-Yarışçılar?

-Ferudun ağabeyin bisiklet yarışından.

-Bisikletin güzel.

-Ferudun ağabey çocuklara dağıttı.

Ferudun Çelikmen’in Eğin’e emeği çok, sağolsunlar, varolsunlar. Ha, konuştuğum çocuk mu? Muhtarımızın oğlu Murat. Sözüne düz bir çocuk. Bisikletiyle adeta akrobasi yapıyor.

Et alacağım, soruyorum, ‘’şurda şurda var, istediğinden alabilirsin’’ yanıtını alıyorum. Ben de, en kolayını seçtim, Belediye ile Bozkurt Oteli’nin arasındaki kasabı tercih ettim. Temiz, pırıl pırıl. Çok kibar esnaf, buyur ediyor. İsteklerimi söylüyorum, kibarca önerilerde bulunuyorlar. ‘’Sizde kalsın, giderken alırım’’. ‘’Hay hay…’’,aldıklarımı sonra alamak üzere bırakıyorum. Karşıladıkları gibi uğurluyorlar. Çok memnunum. Eğin çarşısının bütün esnafı bu kasap gibi olacak.

Kasap alış-verişini çok abarttım gibi geliyor size, değil mi? Eğin’de değişim birden olmadı tabi ki… Uzun süre gelmeyince, değişim sürecine tanık olamadım. Şaşırmam bundandır. Eskiden, Kasap Nazmi Abi vardı. Et bir gün önceden sipariş edilirdi. Ertesi gün erkenden gelinirdi. Ortada bir davar asılıydı, ayrılan parça alınırdı. Sona kalan dona kalırdı. Et işlenmezdi. Galiba, başlangıçta kıyma makinesi de yoktu. Şaşırmakta haklı mıyım?

Buğday Meydanı’nın köşesinde bir fırın var. Biraz eskimiş, bakımsız. Vitrininde peksimet benzeri koca koca bir şeyler. BAHÇEDER yemeğinde yemiştim. Tadı pek peksimet gibi değil.

-Bunlar nedir?

-Peksimet.

Nasıl yapıldığını soruyorum. Ekmek hamurundan yapıyorlarmış. Yağ, diğer karışımlar yok. Çarşıda peksimet diye satılıyor.

İlk geldiğimiz akşam terslendiğimiz çay bahçesine gidiyorum. Çay yine güzel, mis gibi. Davranış yine aynı. Tavır olsun diye pırıl pırıl çayı iki yudum alıp, gerisini bırakıyorum. Farkına varmadılar.

Marketten alış-veriş ederken, gazete de alıyorum. Günlük gazete bana hazine gibi, seviniyorum. Belediye fırınından ekmek alacağım. Reklam afişinde ÜLVİ yazıyor. ‘’Fırının sahibi kim?’’. ‘’Ben’’ dedi, una belenmiş gülen yüzlü bir adam. ‘’İsmin yanlış yazılmış’’, ‘’nerden biliyorsun?’’. ‘’Benim adım Ulvi’’. ‘’O amcanın oğlu musun? Hep benim oğlumun da adı Ulvi derdi’’.  Kartuşlu kalemi kaptı, seğirtti, hemen ‘’Ü’’nün noktalarını sildi, ‘’U’’ oldu. ‘’Ulvi’’ şimdi tamam. Eğin çarşısının bütün esnafı ‘’Fırıncı Ulvi’’ olacak.

Alış-verişimi toparlıyorum. Mehleli Mehmet’in otomobiliyle Bahçe’ye dönüyoruz. Mehmet’le söyleşiyoruz. Yeşil Eğin Oteli’nin resepsiyonundaki kızcağıza sormuştum, ‘’tanıtım broşürünüzdeki bu fotoğraflar nereler?’’ Bilememişti. O gün Mehmet’e de sormuştum. Yanıtını şimdi anlattı. Eğin çarşısının bütün esnafı ‘’Taksici Mehmet’’ olacak.

Evimizin işleri bitti. Şükür. Komşularımızla avluda çay içip söyleşiyoruz. Önümüz Bahçe Deresi Vadisi, aşağısı Fırat, karşılar Munzur. Beni buraya muttasıl bir şeyler çekiyor. Yıllar da geçse özlemim bitmiyor. Köklerim burada.

Yarın proğramıma başlıyorum. Sokak sokak, ev ev, bağ bağ gezeceğim. Yukarılara çıkacağım. Esmer’e ineceğim. Peğir’e  gideceğim. Apçağa’dan buyur ettiler. Taşyolu’na da uzanacağım. Şırzı Köprüsü’nden Fırat’ı, Navrel Kayalıkları’nı seyredeceğim. Ala Mağarası’nı merak ediyorum. Mazman’da yeni yapılan piknik yerinde bir de piknik yaparız. Ustalığını Muhtar Bedir’le Ballıgil’in Lütfü yaptı. Peğir’den yukarı, Peğir Halifesi’ne de giderim. Dönüşte Sali Baba’da Fatiha okurum. Evin telaşından henüz mezarlığa da gidemedim. Babamla, diğer geçmişlerimizle selamlaşıp, Fatiha’mı okurum.

Bu akşam Bedir’lerde yemekteyiz.Geç vakit eve dönüyoruz. Yorgunuz. Yatak çok rahat geldi. Hemen uyumuşum. Mışıl mışıl bir uyku çekmişim.

Sabah çığlıkla, ağlamayla uyandım. Eşimin elinde telefon hem ağlıyor, hem dövünüyor. Korkuyla yerimden fırladım. Telefonu bana uzattı.

Acımız büyük. Ağabeyimi kaybettik. Dönüyoruz.

08.10.2011 Bahçe Mahallesi-Kemaliye

Ulvi Özgenel

11 Şubat 2012

FOTOĞRAFLAR

1.Fotoğraf  Murat Yakar bisikletiyle.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.