T�rkiye

 

Aşağıdan yukarıya TaşBaşı’na doğru, Mülazımgil’le Bekirağagil’in aralığından  yukarı sekiz on adım geçti, sol elindeki bastona abanıp yukarılara baktı. Belli ki istediğini göremedi daha da yürüdü. Yine aynı pozla Gaban’a doğru bir daha baktı. Uzun uzun bir şeyler aradı gözleri. Kâh kıstı kâh irice açtı gözlerini. TaşBaşı’nda sıra sıra insanlar oturuyor. Kimseler yokmuş gibi arkasını döndü insanlara, bastonuna yaslandı. Yine Gaban’a doğru baktı, aslında Tarlaya bakıyordu. Tarla  bir evlek kadar. Çok önemsiyordu Tarlayı. Birden gürledi:

-Ehmeeet, Mahmuuut…

-Buyur baba.

-Tarladaki ne ki…

-At dede, dedi Mahmut.

-Hasan’ın mı?

-He!.

-Eyi, dedi sakince ‘’Bozikoğlu’’.

Hele bir başkasının olsaydı o at. Kıyamet kopardı. TaşBaşı’ndaki sekiye oturdu, çenesini bastonuna dayadı, aşağılara Fırat’a doğru baktı sessizce.

TAŞBAŞI; bir yüzyıl, iki yüzyıl kimleri gördü, kim bilir nelere tanıklık etti?

Babürali her akşamüstü yarığın önüne minderini koyar, oturur, yönünü vadiye çevirirdi. Kendine göreydi yarığın önü. Doğru mu anımsıyorum, biraz kızgın olurdu, gergin gibiydi. Yaşlıydı. Yaşım kotarmadığından yerim taşların üzeri, yanımda da Fodullu’nun oğlu Ömer Abi. TaşBaşı kalabalık, sığmıyoruz. Babürali’nin tepesinde bir yılan yarıktan aşağı sarkmış. Fodullu’nun oğlu hınzırca beni dürttü. Dondum, kaldım. Babürali anlatıyor. Kendime geldim, ‘’yılan’’ diye bağırdım, parmağımla göstererek. Babürali tepesine bakmadan, minderi kaptı, seğirterek evin yolunu tuttu. Birkaç gün TaşBaşı’nda muhabbetinden mahrum kaldık.

TaşBaşı’ndan iki yaşanmış anı. TaşBaşı Bahçe için önemli. Yazları, akşam-yatsı arası büyüklerin, yatsıdan sonra gençlerin seyran yeri olurdu. Peğir’e gidenler Bahçe deresini kullanırlardı. Kimileri atlarıyla, kimileri piyade geçerlerdi Bahçe’den. Oturur soluklanırlardı TaşBaşı’nda. Söyleşir, sularını içerler yollarına devam ederlerdi.

Şimdi TaşBaşı köhne, TaşBaşı terk edilmiş, mahzun, anılarıyla baş başa. Hüzün verici. Ayağa kaldırılmayı bekliyor. Belediye iyilik etmiş TaşBaşı yolunu özgün haliyle bırakmış, kitlitaş gadrine uğramamış. Rıhtım döşeme. Kazılırsa altından daha eski yol çıkacakmış.

Bekirağagil’in Zeki Abinin kızı Sevil Özgenel mimar. TaşBaşı’nın yeniden imarı durumunda projelendirebileceğini söylüyor. Sağolsun.

TaşBaşı, Konağın boğazından Bekirağagil’le Mülazımgil’lin dar yerine kadar bütün olarak düşünülmeli. Yerel malzemelerle yenilenmeli. Metal, beton hiçbir suretle kullanılmamalı. Ahşap ve taş ana malzeme olarak alınmalı. Sanıyorum, eskiyi yenileyerek, günümüz anlayışına uygun olarak düzenlenebilir… Güzel olmaz mı? Bu benim düşündüklerim. Siz de düşündüklerinizi buradan açıklayın. Kim bilir ne kadar parlak fikirleriniz vardır ! Lütfen…

Evimin ihtiyaçları için çarşıda dükkânları dolaşıyorum. Bahçe’li Osman’da bulunurmuş. Bahçeli’lik Mustafa Abiden miras kalmış Osman’a. Beni gülen yüzle, tanışıklık vererek karşıladı. Sehergil’in İsmet’te Osman’a misafir. Alış-verişimi yaptım.

-Osman bizim yemekleri nerede yiyebilirim.

-Yok Abi. İstersen karşıdaki şu lokanta güzel kavurma yapar.

Eh, yalnızca karnımızı doyuracağız. Yerel tadlar yok. Yukarıda ‘’Lökhane’’ varmış. Birkaç gün sonra orayı da göreceğim.
Cumhuriyet Lokantası’nın girişi bir çardakla gölgelenmiş. Bir kadın bir erkek ayrı ayrı oturmuş karınlarını doyuruyorlar. Sonra bir başka kadında çardakta yerini aldı. İçerde yaşlıca bir amca iştahla tabağını sıyırıyordu. Sahibi Mustafa’ymış, Bahçe damadıymış, sonradan öğreniyorum. Girdiğimde tezgâhtan tabak almıştı, yüzüme baktı dondu kaldı. Beni ne bellediyse. ‘’Kardeşim soyguna gelmedim’’ dedim. Gönülsüzce ‘’buyur’’ dedi. Beni biraz ukalâ buldu ‘’sahar’’.

-Kavurma yemeğe geldim.

-Yok, bitti.
-Tenceresini aç, bakacağım.
Ocakta bir kadın var. Yine sonradan öğrendim, Bekirağagil’in Birgül’müş. Tencereyi açtı, biraz kavurma var. ‘’Pilavla karıştır ver biraber’’.
Kavurma çok lezzetli. Tadı damağımda kaldı. Sonra tekrar yiyeceğim, hatta eşimi de getireceğim. ‘’Kardeşim ayran’’, marka ayran veriyor. ‘’Ben senin ayranından istiyorum’’, ‘’yok’’. ‘’Öyleyse senin yoğurdundan ver’’. O da markaymış, ‘’yok’’. ‘’Pekâla yapabilirsin’’. Paylarcasına ‘’sütü nerden bulacağım, davar besleyen mi var’’? Mustafa beni sevmedi. Sağolsun.

TRT çekim yapıyor. TRT’de bir Eğin’li var mutlak. TRT’nin kanallarında sık sık Eğin belgeselleri, haberleri yer alıyor.

Eğin Çarşısı’nda keyifle geziyorum. Eski yeni birbirine karışmış. Eğin gelişme sancıları çekiyor. Dilerim gerçek anlamda gelişme olur. Aksi halde Eğin’i kaybederiz.

Ulvi Özgenel

07 Şubat 2012

FOTOĞRAFLAR

1.fotoğraf Bahçe Mahallesi’nden Bahçe Deresi vadisi.

2.fotoğraf Bahçe Mahallesi’nden Öğle Kayası.

3.fotoğraf Bahçe Mahallesi’nden Peğir Köyü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.