T�rkiye

Sevgili Bahçe’liler,

sabah erkenden güzel, zengin öğleliliğimi çıkınıma sarmalayıp değneğin ucuna takacağım. Zor arazide değnek önemli. Yeri gelecek dayanıcan, yeri gelecek yabana karşı silah olacak. Çıkın mı kaldı? diyeceksiniz. Sırt çantası tabi ki. Fotoğraf makinelerim yanımda olacak. Fotoğraflarımla sizleri oralarda gezdirmek istiyorum. Biraz da kıskandıracağım. Öyle büyük fotoğrafçı olduğumu düşünmeyin. Ferudun Çelikmen veya Ziya Eren kadar fotoğrafçı olamam.

Çocuklardan biri bana kılavuzluk eder herhalde. Ya Hüseyin, ya da Murat. Hüseyin olmaz! Yolda ‘’benden bu kadar’’ derse. Bir de Hüseyin’i taşımak var. En iyisi Murat. Biraz sert ama beni sevdi, iyi geçiniriz. İkramı da bol tutarım, olur bu iş.

Birkaç gün sonra Tuzluk’un oradan, Bademlik’in Tarla’nın üst yanından, ‘’Korçeşme’’yi ‘’Mollamustafa’’yı fırlanıp, şöööyle ‘’Çöçeğinbayırına’’ geçicam. Gücüm yeterse ‘’Bahçe Gabanı’’na da çıkarım. Hele evimiz toparlansın, birkaç gün sonra.

Kapının önüne çıktım, özlediğim sokağıma. Şeker Yenğe TaşBaşı’na doğru yürüyor. Hiçbir zaman TaşBaşı’na inmeyecek, yıkık duvarın üstüne yan oturup öylece bakacak, elinde tespihi… İsmail Abi kendi yaptığı peykede oturuyor, bir ayağını yukarı çekmiş. Emine Abla evin kapısından çıkıyor. Çocuklar oraya buraya seğirtiyor. Dapurlu Yenğe yalduranları yavaş yavaş iniyor. Gülsen Abla kucağında Mehmet hızlı hızlı bizim eve giriyor. ‘’Kök Bibiii’’. Nuri Abi Refahiye’de çalışıyor. Hoca uzun beyaz sakalıyla, sevecen tavrıyla caminin kapısını kapattı, koca anahtarı soktu büktü. Kapıyı omuzlar gibi yokladı.

‘’Geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer’’.
Nuri Abiyle konuşmalıyım. Sacdan balkon gibi yapılmış şu çıkıntı sakil duruyor. Olmamış. Nuri Abi sevdiğim, saydığım abimizdir. Anlayışlıdır. Çeşme, caminin tadilatı sırasında temizlenmiş. Taşları tertemiz. Havuzun Suyu bizim avludaki haznesinde birikirdi. Şimdi doğrudan musluktan akıyor. Yanına da Çohmar’ın suyu bağlanmış. Umarım, özgün burması saklanmıştır. Evvelce mahallemize Kâzımefendigil’in Mehmet Ağabey, Mülazımgil’in Bekir Amca, sonrada Komisergil’in Cafer Bozkurt sahip çıkardı. Şimdi de muhtarımız Bedri Yakar var.
Bahçe Camii onarılmış, sağlama çıkarılmış. Keşke restorasyonu doğru-düzgün yapılsaydı. Camimiz 1836 yılında yapılmış. Çok araştırdım, camimize dair hiçbir kayıt bulamadım. Üzüntü verici. Camimizin ve çeşmesinin kitabelerinin bugünkü dile çevrilmesini hocamızdan rica etmiştim. Bilgi gelirse sizinle paylaşırım. Niceleri camimizde alnını secdeye koymuş. Düşündükçe duygulanıyorum. Vatan için canını vermiş dedelerim Hacı Bey ve Mehmet Hilmi Efendiler’de bu camide alınlarını secdeye koymuşlar. Nüfus oranına göre Eğin’de en çok şehidi mahallemiz vermiş. Babam, seferberlikten bir kişinin sağ döndüğünü anlatırdı.

….
Ey,bu topraklar için toprağa düşmüş,asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
….
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Aziz Şehidlerimizin manevi hatıraları önünde minnetle, saygıyla eğiliyorum.

Günlerden Cuma. İmamımız ‘’Cuma için yeterli cemaat olmuyor, şehre gideceğiz’’ dedi. Tahsin Abi, Süleyman ve ben anca bir namazlık cemaat olacağız. Sonradan, evini Mehle’ye yapmak zorunda kalan Salehgil’in Celal Abi’de katıldı. Olduk dört. Yakında İlahiyat Fakültesinden mezun olacak bir imamın olduğu camide, Cuma cemaatı zor denkleşiyor. Huşu içinde, saf ve temiz duygularla namazımızı kıldık.
Camimiz keşke bilinçli bir restorasyondan geçirilmiş olsaydı. Yalnızca temizlenmiş. Belki de sağlamlaştırılmıştır. Çok şeyini de yitirmiş. Geçmişini almışlar. Misâl; kapıların kaç yıllık olduğunu bilmiyorum. Diğer ahşap bölümlerde olduğu gibi, kapılara da kaplayıcı malzemeyi sürüp gitmişler.

Minare güzel yakıştırılmış, çatı sacdan kurtarılmış. Minarenin uzunluğu, camiden ayrı oturuş biçimi, çok hoş olmuş. Hoparlörler minarenin estetiğini bozmuş. Yanına da bu yıl bir de şadırvan oturtulmuş.  Keşke şadırvan, cami ve minare ikilisiyle uyumlu olsaydı…

Cumadan sonra Hoca, Müberra Hanım ve ben şehre gidiyoruz. Evimizin bir iki ihtiyacını  alacağım. Bulabilirsem bizim yemeklerimizden yiyeceğim.

Hoşça kalın.

Ulvi  Özgenel

Şivekârgil

27 Ocak 2012 Cuma

FOTOĞRAFLAR

Bahçe Camii
(Şiir, Mehmet Akif Ersoy’un ‘’Çanakkale Şehitlerine’’ adlı destansı şiirinden alınmıştır.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.