T�rkiye

*SADIK DOSTLAR..*

*Kemaliyenin asırlık çınarları birer birer devriliyor..Önce dede dostları
yitip gittiler..Şimdilerde de baba dostları..Bir gün hepimizin gideceği
yere,ebediyete ,atalarımızın arasına yolculuyoruz onları..Hatır bilen,görgü
bilen,insan sevgisi ile yoğrulmuş,hoş sohbet bu güzel insanların yerleri
asla doldurulamayacak.Tıbbi  açıklamasını ,huzur ve iyilik dolu yaşamlarının
getirdiği sağlıklı ruh hallerinin yüzlerine yansıması olarak
yorumlayabileceğimiz bir “nur-u cemale” sahiptiler..Yaşlandıkça yüzlerine
adeta ak bir ışık düşer,yüreklerinin aydınlığı simalarından okunurdu bu
muhterem insanların.*
*Kazımgilin Kazım dede vardı,çocukluğumda ak sakalından, nur yüzünden
etkilendiğim,yıllar önce kaybettiğimiz..O zamanlar bir çok köy ,mahalle gibi
Bahçe mahallesinde de elektrik yoktu.Geceleri gaz lambası ışığı altında
otururduk.Yalnızca ilçe merkezinde, 40 lı yıllardan, Keban yapılana ,70
lerin ortalarına dek hizmet veren,babamında kuruluşunda büyük emek verdiği,
belediye başkanı İsmail Hakkı bey döneminde Kadıgölüne kurulan santralın
üretttiği kısıtlı elektrik üretiminden  yararlanılıyordu.Tabii ne televizyon
ne de bilgisayar ,belkide insanları “insansı sohbetten”alıkoyan hiç bir
şeyin olmadığı müstesna günlerden bahsediyorum.Kazımgilin damda milyarlarca
yıldızın altında,samanyolunun benzersiz ışık yolunun aydınlığında Kazım
dedenin sohbetini dinliyorduk,akranlarımla.Bir yandan, bütün gün güneşin
altında kıtır kıtır olmuş dut kurularını, dama serili valaların üzerinden
avuçlayıp yerken ,bir yandan da bu nur yüzlü insanın anlattıklarını, adeta
beynimizdeki sinema perdesinde oynatıp, canlandırıyorduk.*
*Bize ,o günlerde sabahları her evden çıkan onlarca hayvanın ne kadar
önemli,ne kadar vazgeçilmez olduğunu,irili ,ufaklı bu canlıların eğer bir
gün ortadan kalkarlarsa,o an tam idrak edemesemde,şimdi çok iyi anladığım
,insanlar arasındaki en büyük bağların,sevginin,komşuluğun,dostluğunda yok
olacağını söylüyordu.Derken,arkadaşlarım arasında çok büyük gurur duymama
neden olacak bir anısını anlattı.*
*Bahçe mahallesinin hocası,doktoru,baytarı,dişhekimi kısaca herderde
devacısı dedemin, “alnı beşik “denilen,parlak kahve renginin üzerinde,
kulaklarının arasından, burnuna kadar uzanan, beyaz lekesi olan bir atı
varmış.Dedem bir dönem Harmankaya(eski adı ile Abreng)köyünde de hocalık
yapmış.Orada da köyün hem imamı hemde doktoruymuş.Sık sık ilçeye
gelir,ihtiyaçlarını alıp atı ile gene köye dönermiş.O zamanlar ne taş yolu
var nede Fırat da yukarsına ulaşım (şimdiki ,Gümüşçeşme köyünden hemencecik
çıkılıveren güzergahdan bahsediyorum).Yukarı köylere ancak “gaban”lar
aşılarak yüksek dağ yollarından, bazen bir güne varan sürede gidiliyormuş.*
*Güz dönemi,Munzurlara 3. karın da düştüğü, havaların iyiden iyiye soğumaya
başladığı bir mevsimde Harmankaya da Kazım dedenin anlattığı ama şimdi tam
hatırlayamadığım bir hastalıktan dolayı yürüyemeyen ateşler içinde  yaşlı
bir baba ve oğlunu Kemaliye ye getirmeye karar veriyor.Kendisinin de
o yıllarda  bir kalça rahatsızlığı olduğunu söylemişti.İlk tedavilerini
elindeki yetersiz imkanlarla köyde yaptıktan sonra daha çok ilaçlarının
,aletlerinin olduğu ilçeye doğru yola çıkıyor.*
*Hiç unutmuyorum dedemin dolaplar dolusu arapça ve latince resimli
kitapları,sandıklar dolusu ilaçları ,hacamat aletleri,diş
pensetleri,neşterleri daha bir sürü tıbbi cihazı bulunmakta idi.Bunların bir
kısmı hala duruyor.*
*Dağ yollarını kendi “alnı beşiği” ,ve baba -oğlun bindiği atla aşarlarken
fırtına ve tipiye yakalanıyorlar.Muhtemelen kar-buz karışımı kaygan kayalık
zeminde ilerlerken baba-oğlun bindiği hayvanın ayağı kayıyor ve
bacaklarından biri kırılıyor.Dedemin sonradan, Kazım dedeye anlattığı
şekliyle hiç aklımdan çıkmayan öykü şöyle gelişiyor;*
*İlçeye oldukça uzak bir mesafede bir at ve doğru düzgün yürüyemeyen 3 insan
kalıyorlar,kısalan günde kararmaya başlayan havada,kar-tipide ölüm kalım
mücadelesi başlıyor.Kritik bir kararla,atının heybesindeki herşeyi alarak,
içine makul ağırlıkta taş koyup,heybenin alt kenarlarına ve eğerinin
altınada topuzlu dağ dikeni kurusu yerleştirip.esaslı bir şaplakla hayvanı
dağ yolundan aşağı dehliyor.Ardından ayağı kırık atı , hep birlikte  ,içi
kırılmış çaşur dolu(tam hatırlamıyorum, belkide kendisi taş altlarından
kırılmış çaşuru toplayıp bir araya getiriyor)bir kovuk girişine çekip,orada
hayvanın ızdırabına son veriyorlar.Hayvanın karnını yararak(hiç unutmuyorum
çocuk halimle bugüne değin hiç unutamadığım, en irrite edici ama geriye
dönüp baktığımda survival -“hayatta kalma”-kitaplarına ders olacak bölümü
burasıydı)sırtını oyuğun dışına çeviriyorlar.Üçü birden gelen buz gibi
gecede ,hem bedeniyle tipiye siper olan,hemde ısısıyla, çaşurların da
yardımıyla soğuğa karşı bir nevi izole ortam oluşturarak donmalarını
engelleyen atın bedenine sığınıyorlar.*
*Alnıbeşik,sabaha karşı ezanla, Bahçe mahallesinin “Tuzluk”mevkinden aşağı
iniyor. O zamanlar öyle hoparlörden ezan okumak,merkezi okunan ezan falan
yok.Dedemin yerine bakan Kazım dede ,minareye çıkıp ezanı okumuş,namaz
sonrası,ayazda ,bembeyaz olmuş  taşbaşından aşağı iniyor.Emirdağı gilin
(bizim evin)avlunun önünde,ahırının kapısını kafasıyla iteleyen,ağzından
buharlar çıkan kan-ter içindeki hayvanı görüyor.Telaşla ev ahalisini
uyandırdığında ,hocanın evde olmadığını öğreniyor.Taş dolu
heybe,hayvanın eğerinin altındaki dikenler olağanüstü durumu anlamalarını
sağlıyor.Babam,babamın asker arkadaşı Mehmet amca(Kazım dedenin oğlu),daha
birkaç mahalle sakini,atlara binip,alnı beşiğin gecenin ayazında donarak
iyicene belirginleşen izlerini takip ederek dağ yolundan dedemlere
ulaşıyorlar.Alnıbeşik ,dünyalar güzeli,akıllısı bu hayvan böylelikle 3
kişinin hayatını kurtarıyor.*
*At, yüzyıllardan beri insanoğlunun en cefakar ,en sadık dostu,canyoldaşı
olmuştur.Şimdi sorarım sizlere ,bir avuç arpa  parasından başka,neredeyse
masrafsız ,satın alsanız “tay”ına neredeyse bisiklet parasına sahip
olabileceğiniz,bu şahane hayvandan Kemaliye de kaç kişi
beslemektedir?Bırakınız atı,bomboş ahırlarda iki koyun, bir inek bile
bakmaya, insanlar üşenmektedir.Yaz kış televizyon başında,kahvelerde, orda
burda hiç bir şey üretmeden,iki salatalık dahi yetiştirmeden Arapgir
-Antalya sebzesi yiyerek” Kemaliye” yaşanmaktadır.Miras malı dahi
olsa,kesilim ata ocakları tüttürüleceğine,o güzelim cennet bahçeler imar
edilip,birşeyler yetiştirilecek yerde,TOKİ apartmanlarında bağsız-
bahçesiz,herşeyi dışaran satın alarak “büyük şehir “hayatı sürdürmek
yeğlenmektedir.*
*Ne dersiniz, Kemaliyede de günümüzün, biribirini tanımayan,sosyal iletişimi
kopmuş ,ahartılı (ürün veren)hayvanı,oyumu,bağı-bahçesi olmayan,apartman
insanlarımı çoğunlukta  olacak bundan böyle? *
*Sağlıcakla kalın..*
*Mustafa Ferudun Çelikmen*

27.08.2011 Teşekkürler. BAHÇEDER

5 Yorum var.

  • Ulvi Özgenel diyor ki:

    Ferudun Bey’in anılarını, duyduğu geçmişi sitemizde yazıya dökmesi çok güzel. Teşekkür ederiz.
    Bu site Bahce Mahallemizin tanıtımını yaparken, aynı zamanda mahallemizle ilgili bir tartışma platformu işlevini de görmektedir.
    Her anlamda birbirimizle iletişim kurmak için sitemizi kullanınız.

  • tülin demirgüneş diyor ki:

    Şu anda vucüdumun heryeri diken diken oldu inanın…Anılarını bu derece taze tutabilmiş,geçmişini anlatırken noktasına virgülüne kadar hatırlayabilmiş üstüne üstlük hemşehrilerinin de yöreye ihanetini bu kadar yalın ve gerçekçi dillendirmişsiniz…
    At sevginize şimdi daha bir anlamlı bakıyorum..!!! Yazınızın umarım sesi sıla da olanların hepsine ulaşabilir.

  • Emine Bozik diyor ki:

    Gözlerim dolarak okudum sanki o anları yaşar gibi oldum,Feridun beye teşekkürler….geçmişlerine rahmet hayatta olanlarına selamet diliyorum..

  • mehmet şengil diyor ki:

    Ferudun abi okurken gözlerim doldu ogünleri yeniden yaşadım ellerine sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Post
«
Next Post
»